EDİRNEKÂRİ HAT LEVHA

“Besmele-i Şerif”

20.Yüzyıl başı. Edirnekâri. Ihlamur ağacı üzerine üst düzey oyma işçiliği ile koyu Edirne yeşili tempera boya ve zengin altın yaldız kullanılarak imal edilmiş. İstifli hat ile “Besmele-i Şerif” yazmakta. Fevkalade kondisyonda. En güzel örneklerine Sultan III.Murad Han döneminde rastladığımız, ahşap ve hat sanatının harmanlanarak birlikte yorumlandığı eserlerin, geç dönem yüksek sanat kalitesine sahip gösterişli ve koleksiyonluk bir örneğidir.

Ölçüler: 44 x 61 cm.

Osmanlı Ahşap işçiliği Anadolu'da Selçuklu döneminde gelişip, kendine özgü bir karakteristik niteliğe bürünmüştür. Selçuklu ve Beylikler dönemi ağaç eserler genellikle mihrap, cami kapısı, dolap kapakları gibi mimari elemanlardan oluşan usta işi eserlerdir. Osmanlı dönemine gelindiğinde sadeleşen eserler sehpa, kavukluk, yazı takımı, çekmece, sandık, kaşık, taht, kayık, rahle, Kur'an muhafazası gibi gündelik kullanım eşyalarının yani sıra; pencere, dolap kapağı, kiriş, konsol, tavan göbeği, mihrap, minber ve sanduka gibi mimari yapıtlarda da uygulandığını görüyoruz. Ağaç işçiliğinde kullanılan malzemeler daha çok ceviz, elma, armut, sedir, abanoz, ıhlamur ve gül ağacından oluşuyor. Koleksiyoncular tarafından en fazla ilginin gösterildiği ve değer olarak da en yüksek ivmeyi kazanan eserler ise Edirnekari ve Eser-i İstanbul/İstanbul işi olarak adlandırılan eserlerdir.

 

Edirnekari, 14.Yüzyıldan başlayarak Edirne’de ahşap üzerine oyma, yaldızlama ve boyama biçiminde yapılan süslemelerin genel adıdır.  Edirne’ye has manasında “Edirnekari” olarak adlandırılan ahşap işçiliği Türk Ahşap Sanatı’nda 16. Yüzyıldan itibaren Edirne gibi İstanbul’da da ahşap sanatçılarının uyguladığı bir tekniktir. Genelde çok renk bitkisel motifler kullanılarak lake tekniğinde ve tempura boya kullanılarak yapılan ve Türk geleneksel evlerinin ve saraylarının tavan süslemelerinde, kapı, dolap, sandık, kavukluk, rahle, cilt kapakları gibi dekorasyon elemanlarında uygulanmaktadır. Edirnekâri, 19.Yy’ın ortalarına kadar kullanıldı ve büyük ustalar yetişti. Barok tarzında ancak Osmanlı’ya özgü bir stilde yapılan oyma ve kakma işçiliği ile lake tekniğinin buluştuğu bu güzel eserler Topkapı Sarayı’nın hemen her köşesinde tüm ihtişamıyla göze çarpmaktadır.